Ali Bal / Din / Emeği Geçen Yazarlar

Dünyevileşme ve ahiret tasavvuru üzerine

köşe8-alibalDinî/dünyevî meselelerle ilgili müzakerelerimiz acaba bu Kur’ani formata ne kadar uyuyor? Din tartışıyoruz ama nasıl oluyorsa dinin en temel meselesi bizim dinî tartışmalarımızda en temel mesele olamıyor. Dünya ve ahiret bağlantısı bir şekilde kopuyor. Rahman Rahim Allah’ın İsmiyle

İslamî medyada okuduğum yazıların bir kısmı İslamî kesimde son 10-15 yılda giderek etkinliğini arttıran yozlaşma ve dünyevileşmeye dikkat çeken yazılar. Dünyevileşme ve ona bağlı yozlaşma yaşadığımız zamanda Müslümanların başta gelen handikabı olarak karşımıza çıkıyor şüphesiz.

İslam’ın bir din olarak doğasına aykırı olduğu halde acaba Müslümanlar niçin dünyevileşiyor ve yozlaşıyorlar? Yani hem dünya görüşünüz İslam olacak hem de dünyevileşeceksiniz ve buna bağlı olarak yozlaşacaksınız. Eşyanın tabiatına ters dedikleri türden bir paradoks bu. Niçin dünyevileşiyoruz? Eğer dünyevileşeceksek  o zaman bizim samimiyetle, hem de doktriner olarak öte dünyayı reddeden ve Kur’an’ın ifadesi ile “Hayat bu dünyadaki hayatımızdan ibarettir, ölürüz ve yaşarız, bizi ancak dehr/tabiat, doğa (zamanın geçişi diye de tercüme edilmiştir ki uyar) yokluğa sürükler” (Casiye/24, En’am/29) diyenlerden ne farkımız kalır? Kaldı ki onların, açıktan ortaya koydukları iddia ile bir anlamda Müslümanlardan daha dürüst ve bir gömlek üstün oldukları dahi söylenebilir. Ben Müslüman düşünce adamlarının bu konu üzerinde düşünmeleri ve dinî mevzuları ele alırken dünyevi olanla uhrevi olan arasında Kur’an’ın kurduğu fakat süreç içinde kopmuş olan bağı yeniden kurmak sureti ile meselelere yaklaşmaları gerektiği kanaatindeyim.Yanlış giden gittiği yolun uhrevi vebali konusunda uyarılmalıdır. Uyarılmalıdır ki ahiret, diriliş ve öte dünya tasavvuru insanların zihinlerinde ve yüreklerinde canlı ve diri dursun hep.

Kur’an bir ilim ise onun öğrettiği ilim budur. Arzın ıslahında Kur’an’ın önerdiği çözüm yolu da budur. Başka ideoloji ve dünya görüşlerinin insanlık için çözüm olamayacağının nedeni de budur. Yani dünya görüşlerindeki temel hareket noktasının bu olmayışıdır. İşte vahyin ilmine varis olanlar böyle bir ayrıcalığa sahip olmaları nedeniyle Allah katında diğer insanlara göre daha fazla bir sorumluluğa sahiptirler. Bu bağlamda diyebilirim ki kıyamet günü vahyin ilmine sahip olup da dünyevileşenler -sorunlara çözüm olamamak noktasında diğer dünyevi ideolojilerin mensuplarından farksız olmaları bir yana- böyle  bir ilme varis oldukları halde buna rağmen dünyevileşmiş olmakla yeryüzünde neden oldukları ifsat sebebiyle Allah katında hakikati açıktan inkar eden kimselerden daha fazla mesul olacaklar ve dolayısıyla azaba uğrayacaklardır. Çünkü ilahi vahyin, Allah’ın, resullerinin ve onlara indirilen kitapların eğitiminden geçmiş olmak gerçekten bir ayrıcalıktır. Hiç şüphesiz bu durum, kişiye sorumluluk yüklemektedir.

Bu uyarılardan birinci derecede haberi olan ve vahyin eğitiminden geçmiş bulunan gerek din âlimleri gerekse dinî cemaatlere mensup olanlar vs. kâfirlerden aşağı kalmayacak şekilde dünyaya tapınır hale gelmişlerse, hakikati bilip de ona uymayan kimseler oldukları için hakikatle yüzleşmemiş olan kimselerden daha fazla “topun ağzındalar” demektir. Bu noktada “günahları ne kadar çok olursa olsun bir kimse inkâr etmediği sürece cehennemde günahlarının cezasına karşılık olacak kadar kaldıktan sonra tekrar cennete gidecek” şeklindeki geleneksel anlayışın ne kadar Kur’anî olup olmadığı konusunun yeniden gözden geçirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Zira benim Kur’an incelemelerime göre, Kur’an nazarında iman ve amel bir bütündür. Bu konu, “İman amelden bir cüz müdür, değil midir?” şeklindeki kelâmî tartışmalardan ayrı bir konudur. Kur’an, imanla amel arasındaki ilişkiye bu açıdan yaklaşmıyor. Kur’an’a göre, iman varsa mutlak amel de vardır. İman varsa amel nasıl yok olur. Dolayısıyla Kur’an açısından baktığımızda, iman ve amel arasındaki ilişkiyi ağaçla meyve arasındaki ilişkiye benzetebiliriz. Bu konunun sadece şu istisnası var: İnsan olmamız hasebiyle Kur’an dünyaya yönelik zafiyetlerimiz olabileceğine dair açık kapı bırakmaktadır (Bakara/81). Bu nedenle dört dörtlük, tüm hatalardan tamamen arınmış bir Müslüman profili dayatmamaktadır cennete girmek için. Tevbe bir bunun için, bir de kendini tamamen tuğyan ve kebâirin kollarına teslim etmiş birinin ıslah-ı nefs ederek tabir caizse “dönüş yapması” anlamında vardır. Bunun dışında dinden hiç haberi olmayıp da gerek kendi araştırmaları sonucunda gerekse tebliğ ve davetin kendisine ulaşması neticesinde iman etme durumu var ki, bunun adı da ihtidadır. Ancak yukarıda belirttiğim gibi, iman etmekle mala, makama, güce, şehvete, fahşa ve münkere tapmayı ve bunlar tarafından tamamen kuşatılmış olmayı asla bağdaştırmamaktadır Kur’an.

Meselenin bu geleneksel sapmanın dışında iyiden iyiye önemsenmesi gereken bir başka boyutunun daha olduğu kanaatindeyim. Şöyle ki; mezhepler ve fırkalar arası gerek akaide ilişkin gerekse benim ‘umur’ dediğim (umuru’d-dünya: dünya işleri) dünyevi geçimsizlikler ve rekabetle ilgili tartışmaların Mü’minin hayatında çok fazla gündem oluşturması ve yer işgal etmesi, Müslüman zihni dünyevi olana bloke etmekte ve onu diriliş ve öte dünya tasavvurundan alıkoymaktadır. Oysa Kur’an’a göre, ahiret ve yeniden diriliş tasavvuru, sadece inkar edildiği takdirde kişiyi kâfir yapacak ve ebedi cehenneme mahkûm edecek bir akaid meselesi olmayıp barış ve adaletin hakim olduğu bir dünyanın inşasında Mü’minin hareket noktasıdır. Bu, barış ve adaletin yeryüzünde hakim olmasının ilk şartıdır.

Dikkat edilirse (Faşizm hariç) ideolojiler de (burada ideolojilerden kastım özellikle seküler/bu dünyacı felsefeyi esas alan modern çağ ideolojileridir) aynı iddiayı taşımaktadırlar: Yeryüzünün barış ve adalet üzerine tanzimi. Hatta onlar bu alanın kendilerinin asli alanı olduğu iddiası ile dini, ruhanî alana sürme çabası içindedirler. Dolayısıyla “Nasıl bir dünya istiyorsunuz?” sorusuna verdikleri cevap birçok konuda aşağı yukarı Müslümanlarla aynıdır. Mesela insanlık tarihini açıklamada sınıf mücadelesini esas alan ihtilalci Marksizm, kapitalizmin feodaliteyi, sosyalist sistemin de kapitalist toplumu/sistemi tasfiye etmesinden sonra işçi sınıfının hakimiyetine geçileceğini, işçi sınıfının hakimiyetinden sonra başka bir sınıf kalmayacağı için, savaşların ve sömürünün olmayacağı sınıfsız topluma, diğer bir ifadeyle sınıfların olmadığı bir dünya sistemine geçileceği iddiasındadır. “Peki, o zaman sorun nerede?” denecek olursa derim ki, sorun uluhiyet (Allah’ı ya tümden inkar veya ona şirk koşarak iman etme), ubudiyet (Allah’a kulluk) ve uhreviyatın (öte dünya tasavvurunun) inkarıdır. İnananlar için ise (gafleten) bu değerlerin terk edilmesindir.

Ahiret, yeniden diriliş ve ona dayalı ebedî hayat tasavvuru olmadan yeryüzünde evrensel barış ve adaleti ikame etme imkânı asla yoktur. Bu bağlamda bir parantez açarak şunu söyleyebiliriz: Marksizm, ateizmi esas aldığı ve dolayısıyla böyle bir tasavvura sahip olmadığı için, sermayenin emek üzerindeki tahakkümünü ortadan kaldırmada özel mülkiyete kamu adına el koymayı tek çözüm yolu olarak görmüştür. İslam’ın ise böyle bir sorunu yok. Zira o, servetin sadece zenginlerin elinde dönüp dolaşan bir meta haline gelmemesi için (Haşr/7) her şeyi ahirete havale etmemiş ve bunun için dünyevi düzenlemeler getirmiştir. Hepsinden de önemlisi kıyamet, ahiret, yeniden diriliş ve dolayısıyla öte dünya tasavvurunu temel bir akaidî mesele olarak ele almak suretiyle meselenin dünyevi-uhrevi boyutunu bir bütün olarak birbirine bağlamıştır. Onun için tepeden inme yöntemlerle kamu adına özel mülkiyete el koyma yoluna gitmemiş, onun yerine (devletçe zorunlu olarak alınan ve bir zenginlik vergisi mahiyetindeki zekât dışında) vakıf vb. hayır kurumları vasıtası ile sınıflar arası uçurumu kapatma yoluna gitmiştir ki bu konuda büyük oranda başarı sağlandığı söylenebilir. Günümüzde laiklik nedeniyle üzerinden devlet zorunluluğu kaldırıldığı halde dinî/vicdanî bir sorumlulukla zekât müessesesinin hâlâ kör topal işliyor olması dahi bunun bir göstergesidir.

Modern çağda İslam toplumlarının imanî/ahlakî değerleri materyalist modernite tarafından tarihin en büyük ifsat ve talanına maruz bırakılmıştır. Buna ümmetin kendinden kaynaklanan zaaflar da eklenince bugünkü tablo ortaya çıkmıştır. İşte ümmetin kendisinden kaynaklanan mezhep ve fırka tartışmaları, Mü’minin hayat tasavvurunda bu bütünlüğü bozmuş olmakla birlikte dünyevileşmenin ve buna neden olan çağdaş materyalist modernitenin yanında ümmetin ifsadındaki ikinci ayağı oluşturur. Bunun ispatı için kendimizi şöyle bir testten geçirelim: Okuyan ve bilenlerin hatırlayacağı üzere Kur’an, yeniden dirilişle ilgili sahnelerde o gün insanların yaşayacağı şaşkınlık ve pişmanlığa çok sık yer verir. Bu bağlamda mesela “Kıyamet günü onlar dünyada bir an veya bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler” (Rum/55) denmektedir. Bazı ayetlerde ise onların yeryüzünde bir gün veya daha da az kaldıkları ifade edilir (Taha/104). Bu ayetlerde insanın bu bir günlük (hatta bir anlık) dünya hayatı için nasıl olup da ebedi hayatını yakabildiğine ve o gün yaşayacağı pişmanlığa vurgu vardır. Bu, dünya hayatında barış ve adaleti esas alan Kur’an’ın barış ve adaletin yeryüzünde nasıl hakim kılınacağı ile ilgili meseleye yaklaşım tarzıdır.

Peki, çağdaş İslamî literatürde bu ve benzeri ayetler acaba ne kadar öne çıkarılıyor? Dinî/dünyevî meselelerle ilgili müzakerelerimiz acaba bu Kur’ani formata ne kadar uyuyor? Din tartışıyoruz ama nasıl oluyorsa dinin en temel meselesi bizim dinî tartışmalarımızda en temel mesele olamıyor. Dünya ve ahiret bağlantısı bir şekilde kopuyor. Muhakkak ki bu davranış tarzı kasti değildir, ancak hayat dediğimiz bu kaygan zeminde gerek ideolojik gerekse mezhebî farklı hizip, meşrep vs. çatışmalarının yarattığı anafor içerisinde farkında olmadan bir akaidi eksen kaymasına uğruyoruz. Kur’anî açıdan meseleyi şöyle bağlamak isterim: Bu doğrultuda yeni bir Kur’an okumasına ihtiyacımız var.

Selam ve dua ile…

Ali Bal – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s