Sanat / Sanat Felsefesi / İktibaslar / İsmail R. Faruki

İslam’ın Estetik Alandaki Hamlesi

isfahan-imamcamii-islamsanatıTevhid, sanatsal yaratıcılığa karşı olmadığı gibi, güzellikten haz almaya da karşı değildir. Bilakis, güzelliği yüceltir. Burada mutlak güzelliği Allah’ta ve O’nun kitabında görür. Buna göre, görüşüne uygun yeni bir sanat oluşturma eğilimindedir. Allah’tan başka ilah olmadığı inancından yola çıkıldığından, Müslüman sanatçı doğadaki hiçbir şeyin Allah’ı temsil edemeyeceğini bilir…

Estetikte Aşkınlık

Tevhid, Yaratanın yarattığı bütün diğer şeylerden varlık-bilimsel olarak ayrılması demektir. Her yaratılmış, zaman ve mekân kanunlarına tabidir. Yaratıcı ile yaratılmış arasında hiçbir anlamda bir bütünlük ve bütünleşme düşünülemez ve tevhid, temelde ilk olarak bu düşünce tarzını reddeder. Yaratıcı; bütün tabiatın, varlıkların üstündedir, aşkındır. Yine tevhidin ortaya koyduğu ilkeler uyarınca, hiçbir şey Allah’a benzeyemez(1) ve O’nu sembolize ve temsil edemez. Allah, mümkün olan hiçbir sezgi metodu ile bilinemez ve O’na erişilemez. Estetik tecrübe ile kastedilen, a priori (önsel) doğa-ötesi -ve bundan dolayı aşkın- ve ele alınan objeye ait normatif bir ilke olarak hareket eden özün, duyum yoluyla idrak edilişidir. Bu ise objenin olması gerektiği şeydir. Görülebilen obje bu öze yakınlaştıkça daha da güzelleşmektedir. Örneğin bir canlı, bir bitki, hayvan veya bilhassa insan ele alındığında, güzellik, mümkün olduğunca bu a priori öze yaklaşmak demektir; böylece değerlendirme yeteneğine sahip bir kişi, bu estetik objede doğanın kendisini açıkça ve düzgün bir anlatımla ortaya koyduğunu ifade ederse, gerçeği belirtmiş olacaktır (ki, bu güzel nesne bin bir eksik içinde, tabiatın ancak bazı zamanlar ortaya çıkardığı bir nesnedir). İşte sanat, doğa içindeki bu doğa-ötesi özü keşfederek, gözle görülebilen bir biçime sokmaktır. Fakat sanat hiç şüphesiz sadece doğanın taklidi veya tabii gerçekliği tam ve kusursuz objelerin duyumsal temsili değildir. Bir şeyi olduğu gibi, fotoğrafik tarzda temsil etmek; kimlik ve nitelik tespiti, kayıt gibi fonksiyonlar için bir anlam ifade edebilir. Fakat bu eylemin sanat adına fazla değeri olamaz. Sanat; doğadaki doğa-üstü özü okuma ve bu öze kendisine uygun gözle görülür bir biçim verme yeteneğidir.(2)

Selimiye_Mosque,_Dome1Buraya kadar tanımlandığı ve analiz edildiği kadarıyla sanat, doğa içinde ona ait olmayanı bulmaktır. Fakat bu nitelik aşkındır ve sadece Yaratıcıya aittir. Bunun da ötesinde estetik algılamanın konusu olan öz, değere bağlı ve güzel olduğu için; insanın duygularını özellikle etkiler. İşte insanın güzelliği sevmesi; ona yönelmesi bundan kaynaklanmaktadır. Bu, Yunan medeniyetinde insana ilahi özellikler atfedilmesi olarak tanımlanır. İnsanlar bu tür insanları yüceltmeye özellikle eğilimlidirler ve onları “tanrıları” olarak kabul ederler. Metafizik söz konusu olduğunda, Modern Batı insanının ulûhiyetle ilgili çok az hoşgörüsü vardır. Fakat ahlak ve davranış söz konusu olduğu zamanlarda ise yine aynı Batılı, insan için arzu ve isteklerinin idealleştirilmesinden çıkardığı “tanırları”, kendi yaşamının gerçek belirleyicileri kabul eder.(3)

Kurtuba Camiİşte bu tezler kadim Yunan medeniyetinde, mimari, dram ve şiirde tanrıların -insanlardaki niteliklerin, arzu ve kabiliyetlerin yüceltilmesi ile- temsil edilmeleri sanatının neden estetik uğraşılarda nihai ve belirgin hedef oluşturduğu konusunda birtakım ipuçları ortaya koymaktadır. Tasvir ettikleri tanrılar güzel kabul edilir, zira bunlar beşeri tabiatın ne olması gerektiğini idealleştirmektedirler. Ancak bu güzellikleri de, bunların diğer tanrılarla olan kavgalarını gizleyememektedir, çünkü bunların her biri doğanın gerçek nesneleri olarak ilahi derecede mutlaklaştırılmıştır.(4)

Yunan heykel sanatı sadece Greklerin çöküşünün bir tiyatrosu olan Roma’da, çeşitli imparatorların gerçekçi ve tecrübi tasvirine yönelik bir yozlaşma göstermişti. Ancak bu, orada bile imparator tanrılaştırılmaksızın mümkün olamamıştır. Teorinin asırlarca saf olarak kaldığı Yunanistan’da drama sanatı, heykeltıraşlık ile beraber karakterlerin bulunduğu bir dizi olayı anlatma yoluyla tanrıların birbirleriyle yaptıkları sonsuz kavgaları temsil etmek üzere gelişmiştir. Bütün bunların en önemli amacı tanrıların bireysel karakterlerinin ifade edilmesiydi; burada seyirciler oyuncuların gerçek birer insan olduklarını bilmelerine rağmen büyük heyecan ve coşku duyuyordu. Gözler önüne serilen dramatik olaylar trajik bir sonla biterse bu gerekli ve gayet tabii görülüyordu. Bu gereklilik trajik sonun acısını azaltıyor ve katarsis etkisiyle bu kahramanların yaptıkları bazı gayri ahlaki işler ve davranışlardaki suçluluk duygusunu ortadan kaldırıyordu. İşte Yunan kültüründe doğan ve mükemmelleşen bu trajedi sanatının, bütün diğer edebi sanatlar ve ilimler içinde bir zirve oluşunun en önemli sebebi budur. Nadir sayılabilecek doğru ifadelerinden birinde oryantalist Von Grunebaum, İslam’da tasviri sanatların (heykel, resim vb.) gelişmemiş oluşunu, doğada bulunan ve cisimleşmiş tanrıların ve bunların birbirleriyle ya da kötülüklerle olan savaşları gibi inançların İslam’da hiç olmayışına bağlar.(5) Gerçi Von Grunebaum kendi namına bunu İslam’ın eksikliği gibi görerek serzenişte bulunmakta ise de, gerçekte bu, İslam’ın diğer dinlerden en farklı ve kendine özgü yönüdür. İslam’ın en temel özelliği şirkten, Yaratıcı ile mahlukatı birbiriyle özdeşleştirmekten uzak oluşudur.

Rüstem-Paşa-Cami-iznik-ÇinileriTevhid, sanatsal yaratıcılığa karşı olmadığı gibi, güzellikten haz almaya da karşı değildir. Bilakis, güzelliği yüceltir. Burada mutlak güzelliği Allah’ta ve O’nun kitabında görür. Buna göre, görüşüne uygun yeni bir sanat oluşturma eğilimindedir. Allah’tan başka ilah olmadığı inancından yola çıkıldığından, Müslüman sanatçı doğadaki hiçbir şeyin Allah’ı temsil edemeyeceğini bilir. Bu nedenle sanatçı doğanın temsil ettiği her şeyi stilize etmiş, yani bu stilizasyon ile mümkün olduğunca doğadan ayrılmıştır. Öyle ki doğadan alınmış nesneler, bu uzaklaşma neticesinde adeta tanınamaz hale gelmişlerdir. Onun ellerinde stilizasyon her tabii şeye, mahlukatın kendisine “hayır” dediği bir red Müslüman sanatçı tabiliği bu şekilde reddetmekle kelime-i şehadetin menfi yönünü -Allah’tan başka ilah olmadığını- eserlerinde görülebilir olarak ifade etmiş olmaktadır. Müslüman sanatçının bu şehadeti tabiattaki aşkınlığın reddi olmaktadır.(6)

Vardığı bu nokta Müslüman sanatçı için bir son durak değildir. Onun yaratıcı hamlesi, zihnindeki aydınlığın ona, Allah’ı doğadaki bir figür ile ifade etmenin başka ve O’nun ifade-edilemezliğini yine böyle bir figürle göstermenin ise daha başka bir şey olduğunu öğretmesi ile başlar. Allah’ın görsel olarak ifade-edilemez olduğunun anlaşılması, insan için mümkün olan en yüksek estetik gerçekliktir. Allah Mutlak’tır, Yüce’dir. O’nu hiçbir mahlûk ile kıyaslayamamak, tam anlamıyla O’nun mutlaklığına ve yüceliğine teslim olmaktır. İfade-edilemezlik, ebedilik, mutlaklık, nihailik, sınır tanımazlık, kayıt altına alınamazlık anlamına gelen bir ilahi sıfattır. Ebedilik, her bakımdan ifade-edilemezlik demektir.(7)

hamid-aytac-kitaİslam düşüncesinin bu gelişim sürecinde Müslüman sanatçı dekorasyon sanatını keşfederek, bunu sonsuz olarak bütün yönlere yayılan açılımsız bir tasarım olan “arabesk”e dönüştürdü. Arabesk; -tekstil- metal, vazo, duvar, tavan, pencere veya bir kitabın cildi olsun- süslediği objeyi bütün yönlere sonsuz olarak yayınlan, ağırlıksız, saydam ve yüzen bir modele dönüştürür. Bu, objenin kendisi değil, nitelik değiştirmiş halidir. Estetik açıdan bu doğa objesi arabeske dönüşmekle birlikte adeta sonsuzluğa açılan bir pencere olmuştur. Bunu sonsuzluğun iması olarak görmek sadece duyumsal temsil ve sezgiye hitap eden menfi yönü de olsa aşkınlığın anlaşılması demektir.(8)

Bütün bunlar Müslümanlarca üretilen sanat eserlerinin çoğunlukla soyut olmasının nedenini açıklar. Bitki, hayvan veya insan figürlerinin kullanıldığı zamanlarda bile, sanatçılar bunlara herhangi bir doğa-üstü nitelik atfedilmesini önleyecek bir üslup geliştirmişlerdir. Sanatçı bu çabaları gösterirken, dil ve edebiyat mirasından da faydalanır. Aynı amaçla, hattatın istediği yönde açılımsız olarak genişleyen sonsuz bir arabesk oluşturmak için Arap el yazısını geliştirmiştir. Yaptığı binalar; dikey görüntü, cephe, yükseklik ve de zemin planı yönünden arabesk tarzında olan bir Müslüman mimar için de aynı durum söz konusudur. Aynı şekilde bütün diğer dallar için de bu geçerlidir. Tevhid, coğrafi ve estetik farklılıklar içinde de olsa temelde dünya görüşleri İslam olan bütün sanatçılar için ortak bir paydadır.(9)

İslam’ın Estetik Alandaki Hamlesi 

Imam-Cami-Isfahan2Tabiattaki hiçbir nesnenin Yaratıcıyı ifade etmeye yarayacak bir araç olamayacağı gerçeği; doğadaki bir objenin Yaratıcının gerçekten ebedi ve ifade-edilemez olduğunu gösterecek bir araç olabileceği ihtimalini ortadan kaldırmaz. Yaratıcıyı ifade-edilemez olduğu için ifade etmemek ayrı bir olaydır, bu önermedeki hakikati ifade etmeye çalışmak ise başka bir konudur. Yaratıcının duyumsal olarak ifade edilemeyeceği gerçeğini, duyumsal olarak göstermeye çalışmanın bir sanatçı için tereddüt verici şaşırtıcı bir çağrı olduğunu kabul etmek gerekir. Fakat bu imkansız da değildir. Ve hakikaten, İslam, sanatsal en büyük atılımını bu alanda yapmıştır. Eski Yakın Doğu medeniyetlerinde bilinen ve uygulanan stilizasyonun İskender ve haleflerince dayatılmaya çalışılan Helen naturalizmine bir tepki olarak yeni bir olgunluk seviyesine eriştiğini görmüştük. Bu kez Hıristiyanlık örtüsüne gizlenmiş Helenizmin saldırısına maruz kalan İslam’da estetik reaksiyon; en az ilahiyat sahasındaki reaksiyon ve çabalar kadar güçlü idi. İslam’ın İsa’nın tanrılığını şiddetle reddedişi stilizasyonu teşvik yoluyla tabiatın estetik temsilindeki naturalizmi reddedişinde de kendini göstermektedir. Stilize edilmiş bir çiçek veya bitki, doğa içindeki gerçek bir nesnenin doğa-dışı bir karikatürü olmaktadır. Bunu çizen sanatçı bir anlamda doğaya “hayır” demektedir. Bu, naturalizmin reddini ifade etmek için uygun bir araç olamaz mı? Bununla beraber, tek başına ele alındığında stilize edilmiş bir bitki ya da çiçek, tabiatın bu objedeki ölümünün kendisinin müşahhaslaştırdığı belirgin bir biçimde tabii olmayanın ifadesi olacaktır. Doğal bir nesnenin doğa-üstü halini vermekle -tıpkı sağlığın hastalıkla, hayatın ölümle daha iyi temsil edilebildiği gibi- İslami gayenin tam zıddı olarak daha da yüksek ve gelişmiş bir doğallığı da ifade edebilir. O halde Yahudiliğin başaramadığını İslam başaracaksa Yaratıcının ifade edilemezliğini korumak için başka bir şey gereklidir.(10)

Ulug Beg Madrassah, The Registan, SamarkandMüslüman sanatçının bu meydan okuyuşa karşı orijinal ve kendine özgü çözümü, stilize edilmiş bitkiyi veya çiçeği defalarca tekrar ederek temsil etmek ve böylece naturalizmi zihinden bir kerede ve sonsuza dek silmek olmuştur. Aynen ve sürekli tekrarlanan bir obje, doğa-üstülüğü temsil etmektedir. Eğer bütün bunlara ek olarak doğa-üstü objenin tekrarlanması ile estetik olarak ebediliği ve ifade-edilemezliği ortaya koyabilirse; varılan sonuç, kelimelerle bildirilen tevhid kelimesinin -La ilahe illallah- benzeri veya yaklaşık ifadesi olacaktır. İslam ruhu bu nedenle görsel sanatların Semitik şuurun temel emrine uyum sağlayabileceği bir yol olduğunu dünür. Fakat buradaki asıl engel, stilize edildiği halde doğadaki bir şeyin sonsuzluğu ifade için nasıl bir vasıta olabileceğidir.

İsmail R. Faruki, Tevhid, İnsan Yayınları, Çev: Dilaver Yardım – Latif Boyacı, 4. Baskı, 2006, s. 209-214]

—————————————–

İsmail R. Faruki: Filistin’de doğdu. Eğitimini Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde, Indıana Üniversitesi’nde ve Harvard Üniversitesi’nde yapmış, Kahire el-Ezher Üniversitesi’nde İslam üzerine doktora çalışmasında bulunmuş, Kanada Montreal’de McGill Üniversitsi’nde, Karaçi İslam Araştırmaları Enstitüsü’nde, Kahire Üniversitesi’nde, Syracuse Üniversitesi’nde, Ezher Üniversitesi’nde ve İskenderiye Üniversitesi’nde muhtelif zamanlarda ders okutmuştur. 1986 yılında öldürülmeden önce Amerika’da Temple Üniversitesi’nde İslamiyât Profesörlüğü yapmaktaydı.Muhtelif dergilerde makaleleri yayınlanmıştır. Birçok kitabı bulunmaktadır.

——————————————

Dipnotlar:

1- bkz. Kur’an, Şura: 11

2- Arthur Schopenhauer, The World As Will and Idea, Çev: R. B. Haldane ve J. Kemp (London, Routledge ve Kegan Paul Limited), cilt: I, Kitap: 3, s. 217

3- Friedrich Nietzsche, Works, terc: Walter Kaufmann (New York: The Viking Press, 1954), s. 459; Walter Kaufmann, Nitezsche, Philosopher, Psychologist, Antichrist (Princeton: Princeton U. Press, Meridian Books, 1956), s. 102

4- Murray, Five Stages…, s. 57, 60, 63

5- bkz. Faruki, “On the Nature of the Work of Art in Islam”

6- a.g.e, s. 76

7- bkz. yazarın, “Divine Transcendence”, s. 11-19

8- bkz. yazarın, “On the Nature of the Work of Art in Islam”, s. 78

9- bkz. Faruki, “Divine Transcendence”, s. 22

10- Faruki, “On the Nature of the Work of Art in Islam”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s