Ömer Yılmaz / Yazarlar / Yorum-Analiz

Batı’nın ‘İslami Ekonomi’ Kartı

köşe7-ömeryılmazBatı dünyası 2008’den bu yana ciddi bir ekonomik kriz yaşıyor. Onun bankacılık sisteminde güven ortamını tesis edebilmek için acilen bir iyileştirmeye, artı finansal açıdan ciddi miktarda bir takviyeye ihtiyacı vardı ve haliyle bu durum, Batı dünyasını arayış içine soktu. O, aradığı çıkış yolunu can düşmanı olan İslam Dünyası’nda buldu…

islami-ekonomi-bankacılık-avrupaGiriş: Dillerden düşmeyen bir türküdür kapitalizmin çöküşü. Özellikle kriz dönemlerinde küresel kapitalizmin kan kaybettiği ve adım adım sona yaklaşmakta olduğu daha yüksek bir sesle dile getirilir. Marks’ın, kapitalizmin kaçınılmaz çöküşünü öngören tezlerinin doğruluğu-yanlışlığı bir yana, Batı, gelinen eşikte içine düştüğü ekonomik darboğazdan çıkabilmek için İslami ekonomi kartını masaya sürüyor. Bu hamle, krizin atlatılması -daha geniş planda- kapitalist sistemin sürdürülebilirliği açısından son derece önemli, çünkü hem önemli ölçüde getiri sağlayacak hem de orta ve uzun vadede başarı şansı çok yüksek.

Bu noktada kullanılan en önemli enstrüman İslami bankacılık sistemi. Bu sistemde faiz yerine kâr ortaklığı uygulaması var. Bu nedenle İslami ekonomi modeli, ‘Katılım ekonomisi’ olarak da adlandırılıyor. Uygulamanın gerçekte faiz olup olmadığı ise ayrı bir tartışmanın konusu; bu mesele delillerin sırayla ortaya konulacağı ayrı ve uzun bir yazıda işlenebilir ancak. Haliyle burada söz konusu uygulamanın muhtevasını, nasıl işlediğini veya uygulamanın gerçekte faiz olup olmadığını değil Batı’nın İslamiyet’i hangi amaçla ve nasıl kullanmak istediğini ele alacağım.

Son bir giriş notu olarak şahsen bu tür yaklaşımlara hiçbir zaman itibar etmediğimi, vakanın kendisini anlamaya ve analiz etmeye çalıştığımı, İslami bankacılıkla ilgili gelişmeleri uzun zamandır takip ettiğimi ve söz konusu gelişmelere ilişkin haber ve makalelerden oluşan yüz sayfalık kronolojik bir arşiv oluşturduğumu belirtmeliyim.

Batı’daki gelişmeler:

Konunun etraflıca anlaşılabilmesi için öncelikle Batı’daki gelişmeleri kısaca özetlemekte fayda var.

İngiltere’de ilk İslami banka (The Islamic Bank of Britain) 2004 yılında Londra’da Arap kökenli nüfusun ağırlıklı olduğu Edgware Road’da açıldı. O dönemde İngiltere’de 2 milyon Müslüman yaşıyordu. İngiltere’de daha önce bazı bankalar müşterileriyle belirli alanlarda İslami kurallara uygun şekilde çalışıyorlardı. İngiltere Mali Hizmetler İdaresi, 2004’ün Ağustos ayında tüm alanlarda İslami kurallara göre çalışacak bir bankanın açılmasına izin verdi. Yeni banka, İslami kurallara göre müşterilerine sabit faiz değil tasarrufları karşılığında kâr payı ödeyecek, yine İslami kurallara göre yatırımlar yapacak, örneğin alkollü içki, domuz eti veya pornografi sektörüne yatırım yapamayacak, bankanın tüm çalışmaları İngiliz yetkililerin yanında Şeriat Denetim Komisyonu tarafından da denetlenecekti. The Islamic Bank of Britain, 2009 yılında 8 şube açmayı planlıyordu.(1)

Fransa Maliye Bakanlığı, 2007’den itibaren Fransız bankalarını İslami finans ürünleri hazırlamaya teşvik etti. Fransız Sermaye Piyasası Kuruluşu, 2007 yılında Şeriat kurallarına uygun yatırım fonlarına yeşil ışık yaktı. Katar İslami Bankası, Fransa Merkez Bankası’na ülkede ilk İslami şubeyi açmak için izin başvurusunda bulundu.(2)

Papa’nın, 2008 yılının sonlarına doğru, krize çözüm aramak amacıyla ABD’yi ziyaret ettiği sırada, Avrupa’nın en büyük Katolik ülkesi olan Fransa’nın saygın dergilerinden Challenges şu başlığı atmıştı: “İslami bankacılığa dönüş.” Dergi, ekonomik krizin atlatılması için İslami bankacılık sistemini önerirken, emek olmadan paranın olamayacağını savunan İslam ekonomisinden söz ediyor ve “Papa’nın metinleri yerine Kur’an-ı Kerim okumalıyız” diyordu. Dergide spekülatif finansal işlemlere yatırım yapan mevcut bankacılık sektörünün her şeyden önce İslam şeriatını, haliyle paranın parayı üretmeyeceği kaidesini bilmesi gerektiği özellikle vurgulandı. Bir süre sonra Vatikan, kendi bankalarında İslami bankacılık sistemini yürürlüğe koyma kararı aldı ve bunu Kilise’nin resmi gazetesinde bir raporla birlikte yayınladı.(3)

2009 yılında ise Fransa’nın en büyük bankalarından Credit Agricole Şeriat kurallarına uygun tahvil pazarlamaya başlayacağını ilan etti. Fransa Maliye Bakanlığı, Fransa’nın İslami finans pazarından 100 milyar dolarlık pay alabileceğini hesap ediyordu.(4) Albaraka Bankacılık Grubu, 2011 yılının Eylül ayında Şarku’l-Avsat gazetesine, 2012 yılında bankacılık faaliyetine başlamayı düşündükleri Fransa’da şube açılışı çalışmasının son aşamasına geldiklerini açıkladı.(5)

AB’nin en güçlü ülkesi Almanya’da ise -ki bu ülkede 4 milyondan fazla Müslüman yaşıyor-  ilk İslami banka 2010 yılında faaliyete geçti. Kuveyt Türk, Almanya’daki ilk hizmet şubesini Mannheim şehrinde açtı. Hizmet şubesinin anlamı şu: Almanya’daki müşteri sadece bankanın Türkiye’deki şubelerinde hesap açtırabiliyor veya Türkiye’ye havale yapabiliyor. Financial Times Deutschland’ın haberine göre banka, 2012 yılında Federal Mali Denetim Kurumu’na (BaFin), Almanya’da İslam şeriatına uygun bankacılık hizmeti vermek için izin başvurusunda bulunmaya hazırlanıyordu. Bankanın merkezinin Frankfurt’ta olması ve ilk şubelerin Müslümanların yoğun olduğu Berlin gibi kentlerde açılması planlanmaktaydı. BaFin, İslami bankacılık sektöründe faaliyet gösteren bir şirkete izin vermenin sakıncası olmadığı görüşünde. Kuveyt Türk’ün gereken izni alabilmek için diğer bankalardan istenen şartları yerine getirmesi yeterli olacak.(6)

2013 yılının Ekim ayı sonlarında İngiltere Başbakanı Cameron, İslami kurallara uygun finansal ürünler planını açıkladı. Londra’da düzenlenen Dünya İslami Ekonomik Forumu’nda konuşan Cameron, Londra Borsası’nın yeni endeks oluşturacağını, Hazine’nin de 300 milyon dolar değerinde İslami tahvil çıkaracağını söyledi. “Londra’nın sadece Batı dünyasında İslami finansın başkenti olmasını değil, Dubai’nin yanında dünyanın herhangi bir yerindeki İslami finans merkezlerinden biri olmasını istiyorum” diyen Cameron, bazı ülkelerin içe kapanık olduğunu, dış dünyaya kapılarını kapattıklarını ve dünyadaki değişimin gelecekteki başarıyı etkilediğini görmezden geldiklerini, İngiltere’nin ise bu hataya düşmeyeceğini ifade etti.(7)

İslami bankacılığın yaygın olduğu Türkiye’de ise (2012 yılının Haziran ayı itibariyle ülkede katılım bankalarına ait 727 şube bulunuyordu) 2010 yılının Eylül ayında İslami bono (Sukuk) ihracatı ilk kez Kuveyt Türk bankası tarafından başlatıldı. Ayrıca Finans Gündem’in haberine göre 2013’ün Eylül ayı sonlarında Mega İslam Bank için çalışmalar başladı. Henüz proje aşamasındaki bankanın, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’na benzer bir modelle çalışması öngörülüyor. Yerli ve yabancı katılım bankaları ile Hazine’nin de ortakları arasında bulunacağı bankanın sermayesinin 1 milyar dolar olması planlanıyor. Bankanın ortakları arasında Borsa İstanbul, SPK ve mevduat bankaları yer almayacak. Hazine’nin katılım bankalarını destekleyeceği Mega İslam Bank, sadece bu bankalara hizmet verecek.(8)

Euro Bölgesi’nin ilk İslami bankasının ise, aralarında Birleşik Arap Emirlikleri Kraliyet Ailesi’nin de bulunduğu Körfez ülkelerindeki yatırımcılar tarafından Lüksemburg’da kurulması planlanıyor. Excellencia Investment Management yöneticisi Ammar Dabbour’un açıklamasına göre bankanın başlangıç sermayesinin 60 milyon Euro olması öngörülüyor. Banka, Paris, Brüksel, Hollanda ve Frankfurt’ta şubeler açmayı planlıyor. Bankanın adı açıklanmayan destekçileri Lüksemburg’da bankacılık lisansı almak için başvuruda bulundular bile.(9)

Bu gelişmelere ek olarak Dünya Bankası, 2013’ün Ekim ayı sonunda Küresel İslami Bankacılık Geliştirme Merkezi’ni açtı.(10)

İslami bankacılığın hacmi (Rakamlar):

Dünya genelinde İslami yatırımlar son yedi yılda yüzde 150 artmış durumda. İslami bankacılık, 2008’de yıllık ortalama yüzde 20 ile finans sektörünün pazarı en çok büyüyen yapısıydı. The Banker dergisinin ‘En Büyük 5000 İslami Finansal Kurum’ başlıklı araştırmasının 2011 sonuçlarına göre İslami finansal varlıkların toplamı 1,1 trilyon dolardı.(11)

Avantalion Danışmanlık Şirketi’nin İslami finans ile ilgili hazırladığı rapora göre 2011 yılında en büyük pay 388 milyar dolarlık varlığın idare edildiği İran’daydı. Bu büyüklükle İran, küresel İslami finansın yüzde 36’sını elinde tutuyordu. İran’ı 151 milyar dolarla Suudi Arabistan, 133 milyar dolarla Malezya takip ediyordu. 2011’de Türkiye’nin küresel İslami finans pazarındaki büyüklüğü ise 28 milyar dolar oldu. 28 milyar dolarla Türkiye, yüzde 2,5’luk bir paya sahipti.(12)

Türkiye Katılım Bankaları Birliği rakamlarına göre ise katılım bankalarının toplam aktifleri 2011’de (2010’a oranla) yüzde 29 artışla 56,1 Milyar TL oldu. Aynı verilere göre katılım bankaları topladıkları fonlarda da yüzde 18’lik bir büyüme sergiledi ve 39,9 Milyar TL’lik fon hacmine ulaştı. Katılım bankaları bu fon büyüklüğüyle 2011’de Türkiye bankacılık sektöründen yüzde 5,6’lık pay aldı.(13)

Küresel İslami bankacılıkla ilgili yapılan eğilim araştırmaları Türkiye’nin önümüzdeki dönemde İslami bankacılık sektöründe öne çıkacağına işaret ediyor. Ernst&Young danışmanlık firmasının hazırladığı Dünya İslami Bankacılık Rekabet Raporu 2011-2012 başlıklı araştırmaya göre 2010’da 416 milyar dolar olan İslami bankacılık varlıkları 2015’te 990 milyar dolara çıkacak. Aynı rapora göre 2015’te Türkiye’nin İslami bankacılık varlıklarının 87 milyar dolar olacağı öngörülüyor. Böylece Türkiye 2015 yılında Katar, Bahreyn ve Mısır gibi ülkeleri geride bırakacak.(14)

Sistemin şu an itibariyle dünya genelinde 2 trilyon dolar işlem hacmine ulaştığı belirtiliyor. Bunun yanında İslami bankacılık ürünleri hem Müslüman ülkelerde hem de Batı’da gün geçtikçe daha büyük ilgi görüyor.

İslami bankacılığa gösterilen ilginin nedenleri:

Bu konuda en önemli etken 15 Eylül 2008’de Lehmann Brothers’ın iflasını açıklamasıyla birlikte baş gösteren küresel krizin bankacılık sistemine olan güveni sarsmış olması. Buna karşın İslami finans kuruluşları riskli alanlara yatırım yapmadıkları ve spekülatif finansal işlemlere girmedikleri için klasik bankalara oranla daha güvenli bulunuyor. Söz konusu kuruluşlar küresel krizden Batı’lı finans kuruluşları kadar etkilenmediler ve krizi hemen hemen kayıpsız atlattılar. Artı İslami bankacılık ürünleri Batı’daki yatırım araçlarına alternatif olarak görülüyor.

Risklerin paylaşılması da önemli etkenlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. İslami finans kuruluşları bu nedenle diğerlerine göre daha adil görülüyor. Şeriat kurallarının ekonomiyi de içine alan ahlaki kaideleri beraberinde getirdiği düşünülüyor. Böylece yasadışı ekonomi ve suç ekonomisi de önemli ölçüde sınırlandırılmış oluyor.

Batı ne yapmaya çalışıyor (İşin gerçeği):

Batı dünyası 2008’den bu yana ciddi bir ekonomik kriz yaşıyor. Onun bankacılık sisteminde güven ortamını tesis edebilmek için acilen bir iyileştirmeye, artı finansal açıdan ciddi miktarda bir takviyeye ihtiyacı vardı ve haliyle bu durum, Batı dünyasını arayış içine soktu. O, aradığı çıkış yolunu can düşmanı olan İslam Dünyası’nda buldu. Böylece hem klasik bankacılığın alternatifini keşfetti hem İslam Dünyası’ndaki canlı (sıcak) paranın sisteme girmeyen geri kalanını kendine çekmek hem de kendi topraklarında yaşayan Müslüman nüfusun birikimlerini tamamen reel ekonominin içine sokmak amacıyla İslami ekonomi kartını masaya sürdü.

Bu noktada Müslüman ülkelerin İsviçre bankalarında yatan paraları akla gelebilir. Bir diğer ifadeyle bu ülkelerin paraları zaten Avrupa’da diye düşünenler olabilir. Fakat İsviçre AB üyesi olmadığı gibi AB Ekonomik Alanı’na da dâhil değil, sadece Avrupa Serbest Ticaret Birliği üyesi. Bunun yanında İsviçre, Avrupa Ekonomik Alanı’nın dışında bazı karşılıklı anlaşmalar vasıtasıyla AB ile işbirliği yürütüyor. Kısacası İsviçre bankalarının AB ekonomisine katkısı yok. Bu bankalar İsviçre ekonomisine yüzde 12-15 oranında katkı sağlıyor.

Ayrıca İsviçre bankaları ABD ve AB tarafından güvenli bulunmuyor. Bir dönem kara para aklayıcılarının, silahlı örgütlerin, kaçakçıların, diktatörlerin vs. güvenli kasaları olan bu bankalara, ABD ve AB’nin baskıları sonucunda “numaralı” yani gizli hesaplara ilişkin bilgileri vergi otoriteleriyle paylaşma zorunluluğu getirildi.(15) Kısacası bu bankalardaki paralar artık görünür halde.

İsviçre Merkez Bankası’nın 2009 yılı istatistiklerine göre Müslüman ülkelerin İsviçre bankalarında 50 milyar doları parası bulunuyordu. Suudi şeyhlerinin 13,5 milyar dolar,  Birleşik Arap Emirlikleri’nin 6,9 milyar dolar, Endonezya’nın 6,6 milyar dolar, Türkiye’nin ise 3,9 milyar doları İsviçre bankalarındaydı. Gizliliğin ortadan kalkması ve Batı’da İslami finansın yükselişi bu paraların yönünü az ya da çok değiştirebilir.

Kuşkusuz Batı’nın İslami bankacılık konusundaki yaklaşımı etik odaklı değil tamamen ekonomik çıkar odaklı. Batı’da İslamofobi her geçen gün daha da büyüyor. Ne var ki Batı için kendi çıkarları her şeyden önemli. Amaç sistemi rahatlatmak ve krizi aşabilmek için İslam Dünyası’nın birikmiş emeğini bir kez daha ve fakat “İslami” bir yol ve yöntemle Batı’ya aktarmak. Müslüman halkların emeğini sömüren “dini bütün” para babaları bunun için varlar zaten.

Dinî sembollerin gücü:

Gelelim din konusuna. Gerçekten çok güçlü bir unsur din; sağladığı moral-motivasyon, mevcudu meşru ya da gayri meşru kılma gücü, özellikle semboller üzerinden oluşturduğu algı biçiminin etkisi tartışılmaz.

Dinî sembollerin İslami bankacılıkta nasıl kullanıldığına ilişkin bir-iki örnek vereyim. Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’de devlete bağlı El-Hilal Bank, 2012 yılında Hintli bir yazılım şirketiyle anlaşarak geliştirdiği Kıble Kart’ı kullanıma soktu. Kartın içindeki dijital pusula lityum pille çalışıyor. Kart üzerindeki düğmeye basıldığında pusula çalışmaya başlıyor ve kuzey yönünü buluyor. Kart sahibi kendisine kartla birlikte verilen ülke endeksinden bulunduğu ülkenin numarası girerek düğmeye yeniden bastığında kartın üzerindeki minare kıbleyi gösteriyor. Banka, bu kartla İslami banka özelliğini vurgulamak istediğini ve bu uygulamanın bir ilk olduğunu söylüyor.(16)

seyyah-kartKuveyt Türk’ün çıkardığı Seyyah Kart ise banka müşterilerine kutsal topraklara yapacakları yolculuklarda nakit para ve POS’tan alışveriş ihtiyacını anında karşılayabilme imkânı veriyor. Örneğin Suudi Arabistan’da herhangi bir ATM’den kart limitinin yüzde 50’si oranında nakit para çekmek mümkün. Kartın reklamında ise Kâbe resmi kullanılıyor. Slogan şu: “Kutsal yolculukta Seyyah Kart hep yanınızda!” Bu reklam afişi banka şubelerinin camlarını süslüyor. Bankanın internet sitesinde de aynı reklam var: Kâbe, tavaf eden insanlar ve sol alt köşede kartın resmi.

Şundan emin olmalıyız ki sistem İslamiyet’in küresel kapitalizme dayanak teşkil etmesi ve İslam Dünyası’nın küresel modernliğe entegrasyonu için dinî sembolleri fütursuzca kullanmaya devam edecek. Başbakanlık Türk Tanıtma Fonu ve TRT’nin desteğiyle Bahçeşehir Üniversitesi tarafından çekilen, ilk olarak 2011 yılında yayınlanan ve hemen herkes tarafından beğeniyle izlenen yirmi bölümlük Batı’ya Doğru Akan Nehir (Bir Küresel Uygarlık Hikâyesi) adlı belgeselin bir bölümünde Türkiye’nin Müslüman, demokratik ve laik bir ülke olduğu vurgulanırken ekranın bir yarısında İMKB diğer yarısında ise cami görüntüsü yer alıyordu.

Londra Borsası’nın oluşturacağı İslami endeks için dini bir sembol seçilecek olursa bu bizi hiç şaşırtmamalı. Aynı İngiltere’nin devlet aygıtını kullanarak Müslümanları “radikal-radikal olmayan” şeklinde ayrıştırmak üzere İslamofobik bir uygulama planı hazırladığını gözden kaçırmamalıyız. Kuşkusuz söz konusu plan yürürlüğe girdiğinde tutuklama, camilerden uzaklaştırma, işten, okuldan ve vatandaşlıktan çıkarma gibi keyfi uygulamaları da beraberinde getirecek. Kapitalizm böyle bir şey, bir yandan İslami endeks oluşturur, diğer yandan İslamofobik ayrıştırma planlarını yürürlüğe koyar.

Fransa, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde Müslümanlara hangi gözle bakıldığını ve nasıl muamele edildiğini anlatmaya gerek bile yok.

Sonuç:   

Sonuç itibariyle Batı’nın İslami bankacılık sistemine yönelmesi, dinî sembollerin İslam Dünyası’nı küresel modernliğin bir parçası haline getirmek ve kapitalist sistemin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla fütursuzca kullanılması vs. sahtekârlıktan öte hiçbir anlam ifade etmiyor.

Umalım ki İslam Dünyası’nda Batı ve kapitalizm karşıtı gelenekçi hareketler güçlensin; Müslümanlar İmparatorluğun parçalanmasıyla birlikte İslam Dünyası’nın yüzde sekseninin sömürge haline geldiğini, yakın geçmişte Mısır’ın İngiltere, Cezayir’in Fransa, Libya’nın ABD-Fransa, Afganistan’ın Sovyetler-ABD ve Irak’ın yine ABD tarafından ne hale getirildiğini unutmasınlar, kendilerine karşı bir takım yeni cepheler açıldığının farkında olsunlar, Batı’yla ve İslam’ın Batı’lı yorumuyla mücadele etmeyi sürdürsünler.

Aksi takdirde tarumar olduğumuzun resmidir!

Ömer Yılmaz – akilvefikir.org

***

Dipnotlar:

1- BBC Türkçe (bbc.co.uk/turkce) / 22 Eylül 2004

2- İlke Haber (ilkehaber.com) / 04 Kasım 2009

3- Muhammed Amara, İslam kapitalizmin yedek parçası değildir, El-Ahram dergisi, Dünya Bülteni (dunyabulteni.com) için tercüme eden: Tuba Yıldız / 01 Ekim 2012

4- Yeni Şafak (yenisafak.com.tr) / 5 Kasım 2009

5- Asharqalawsat gazetesi (asharq-e.com), Time Türk (timeturk.com) için tercüme eden: Hakkı Erçetin / 9 Eylül 2011

6- Deutsche Welle (dw.de) / 17 Aralık 2010 – 29 Ağustos 2012

7- BBC Türkçe (bbc.co.uk/turkce)  / 29 Ekim 2013

8- Finans Gündem (finansgundem.com) / 26 Eylül 2013

9- Dunya.com / 26 Kasım 2013

10- Dünya Bülteni (dunyabulteni.com) / 1 Kasım 2013

11- Deutsche Welle (dw.de) / 31 Mayıs 2012

12- Deutsche Welle (dw.de) / 31 Mayıs 2012

13- Deutsche Welle (dw.de) /  31 Mayıs 2012

14- Deutsche Welle (dw.de) / 31 Mayıs 2012

15- bkz. Yaman Törüner, İsviçre bankacılığını sorgulama zamanı, Milliyet (milliyet.com.tr) / 26 Eylül 2011

16- Deutsche Welle (dw.de) / 10 Ekim 2012

Reklamlar

One thought on “Batı’nın ‘İslami Ekonomi’ Kartı

  1. Ömer Yılmaz’a bu nefis,aydınlatıcı yazısı nedeniyle tebrikler ve teşekkürler.”Ben güzele güzel demem güzel benim olmayınca” demiş ya!Tabi Batı gözünde İslam,küresel istikbara ve küresel Karuni sisteme payanda olursa makbuldür.İslam ise aslına,orijinine sadık kaldığı oranda İslam’dır.İşte imtihan edildiğimiz nokta.Karuni İslam’la Ebu Zer İslamı arasındaki savaşın neresindeyiz?Bunun için de Kur’an’ın öne çıkarılmasına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.Kur’an öne çıksın ve hep önde tutulsun ki sahte İslam’la hakiki İslam arasındaki fark her zaman seçilebilir ayırd edilebilir olsun.Zulmün elini mazlumun üstünden çekmenin öncelikli şartı bu.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s