Felsefe-Düşünce / Mesut Bostan / İktibaslar

Akademisyen kime hesap verir?

akademisyenlerAkademisyen kime hesap verir, halka mı, iktidara mı? Bu soruya halka karşı sorumluluğunu kabul edecek şekilde cevap verecek akademisyen çıkar mı?

Mesut Bostan

Halka mı yoksa iktidara mı? Birkaç istisna dışında bu soruya halka karşı sorumluluğunu kabul edecek şekilde cevap verecek akademisyen çıkmaz sanırım. Ancak yine de akademisyenlerin büyük çoğunluğu iktidarla ilişkileri konusu açıldığında mangalda kül bırakmayacaklardır. Çünkü akademik özerklik mefhumu bizde bir erdem gibi algılanır. Halbuki, bilgi üretimi işinin özerk bir kurum tarafından yürütülmesi fikri kapitalistlerin işleri tıkırında gitsin diye ortaya atılmıştır. Bilginin kapitalist üretimin emrine verildiği ilk dönemlerde üniversiteler kapitalist girişimlerin uzantıları haline gelmiştir. Bu dönemde bilgiye olan ihtiyacı kapitalist girişimcinin kısa vadeli çıkarları belirler. Oysa kapitalist sistemin işleyişi giderek daha fazla şekilde masraflı bilimsel araştırmaları gerektirmektedir. Bu da projelerin finansmanının tekil girişimcilerin imkanlarının ötesine geçmesi demektir. Ayrıca girişimciler arası rekabet de bilginin paylaşımını da engellemektedir. Dolayısıyla üniversitelerin devlet ya da ona bağlı özerk kurumlarca organize edilmesi kapitalist sistemin tarihsel bir sorununa çözüm olarak ortaya çıkmıştır. Akademik özerklik demek kapitalist sistemin ve onun görünümü şeklindeki devletin iradesine tam bağlılık demektir.

Türkiye’de ilim erbabının iktidarın gündelik ihtiyaç ve ihtirasları karşısındaki durumu da farklı bir yoldan aynı kapıya çıkar. Tanzimat devri öncesinde ulema, yeniçeri ocağıyla birlikte sarayın yanında bir iktidar kaynağı olmuştur. Tanzimat’a gelinceye kadar giderek halklaşmış olan yeniçeriler saraydan özerkleşmiş ve saraya karşı daha büyük bir güç haline gelmiştir. Aynı süreçte ulemanın özerkliği ve gücü daha kısıtlı kalmıştır. Tanzimat’la birlikte Türkiye’nin batılılaşması yegane çare olarak görülmeye başlandıktan sonra ulema ve yeniçeri ocağı batılılaşmayı yürütecek merkezi devlet için pürüz teşkil eder. Yeniçeri ocağının gücü bu noktadan itibaren zaafı haline gelir. Yeniçerilerin çoğu bu dönemde esnaflık da yaptıkları için hem halkın organik bir parçası durumundadırlar hem de halkın kültürel altyapısına doğrudan bağımlıdırlar. Dolayısıyla iktidarın batılılaşma talebine cevap veremeyecek kadar katı bir toplumsal grubu teşkil etmekteydiler. Ulemanın dönüşme potansiyeli bu bakımdan çok daha yüksekti. Halka daha az iktidara daha fazla bağımlıydılar. Bu yüzden kültürel açıdan esnek bir yapı gösteriyorlardı. Batılılaşma projesinde yer almaları daha kolaydı. Bu projenin her aşamasında büyük oranda yer aldılar da. Ancak onlara iktidarın ihtiyaçlarına karşılık verme imkanı sağlayan bu özellik onları iktidara daha da bağımlı hale getirdi. Ulema Batılılaşırken yalnızca iktidara dayanıyordu. Bu yüzden Türkiye’de ilimle uğraşanların çoğu, iktidarın Batılılaşma kararına karşı ciddi bir muhalefet gösterememiş ve kolaylıkla yeni durumu özümsemiştir. Dolayısıyla Türkiye’de akademisyen kılığında ortaya çıkanların öncelikle hesap verecekleri yer halk değil iktidar olagelmiştir.

Türkiye’de akademik özgürlük ancak iktidarın el değiştirdiği durumlarda iktidarı ele geçirenlerin üniversitelere nüfuz etmesini engellemek söz konusu olduğunda tartışılmıştır. Üniversiteler bu yolda halkı dönüştürmek için bir araç olarak işlevselleştikleri ölçüde siyasi toplumun oyun alanı haline gelmiştir. Siyasi toplum burada iş çevrelerini, “sivil” toplum kuruluşlarını ve her tür kanaat önderini içine alır. Yakın zamanlarda üniversitelerde reform yapılması gündeme geldiğinde bu konuda fikir beyan edenler de mezkur çevreler olmuştur. Hal böyleyken halkın üniversitelerden beklentisi en sonda hesaba katılmaktadır. Bu, halkın artan eğitim talebine rağmen böyledir. Günümüzde herkes oğlunun kızının üniversite mezunu olmasını istemektedir. Ancak nasıl bir üniversite eğitimi istendiği sorusu halka sorulsa muhtemelen bir cevap alınamayacaktır. Türkiye’de üniversiteler siyasi olarak yapılanmış ve halkın kültürel hayatından kopuk bir görüntü arz eder. Öte yandan aynı üniversiteler toplumsal mobilitenin de tek aracı durumundadır. Bu da temel bir çelişkiye sebep olmaktadır. Halk çocuğu hem üniversiteye gitsin hem de mümkün olduğunca dönüşmesin ister. Üniversite cenderesi ise iktidarın çeşitli odaklarının istekleri doğrultusunca işler. Halk bu durumda çocuklarını bu cendereye atıp kazasız çıkmasını ummak durumundadır. Sonuç olarak akademisyenlerin halkın gözündeki imajı bir celladın ya da en iyi ihtimalle bir gardiyanınkidir. Akademisyenlere karşı duyulan, geleneksel saygının yanı sıra katı bir güvensizlik duygusudur. Bu duygu büyük ölçüde karşılıklıdır. Akademisyenlerin çoğu halka karşı kayıtsızdır. Böylece bilmenin ve öğretmenin ahlaki sorumluluğu duymaktan çok uzak bir biçimde yalnızca iktidara hesap verirler.

populistkultur.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s